Öksürük İçin Ne Buharı? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir Bakış
İstanbul’un karmaşasında, her gün yeni bir şeye şahit oluyorum. Toplu taşımalarda, sokakta, iş yerlerinde… O kadar çeşitli ve farklı yaşamlar var ki, bazen en basit bir şey bile – mesela “öksürük” gibi basit bir sorun – birdenbire çok daha büyük toplumsal soruları ortaya koyabiliyor. Bu yazıda, “öksürük için ne buharı?” sorusunu toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden inceleyeceğim. Evet, yanlış duymadınız, öksürük.
Bu Sorunun Derinliklerinde Neler Var?
Bir gün iş çıkışı, İstiklal Caddesi’nde yürürken bir kadın fark ettim. Öksürüyordu, ama öksürüğü yalnızca fiziksel değil, toplumsal bir yansıma gibiydi. Gözleri, endişeyle doluydu. Birkaç kez kalabalıkta birinin dikkatini çekmeye çalıştı, ama kimse ona bakmadı. Hemen ardından fark ettim ki, bu kadının öksürüğü, sadece bir sağlık meselesi değil; bir anlamda, “kadın olmak”la, “fakir olmak”la ve toplumsal sınıfla ilişkiliydi. Kendini kimseye gösterecek kadar özgür hissedemiyor, çünkü bir kadının sesinin duyulması zaten zor. O kadar ince, o kadar “görünmeyen” bir ses. Toplumun çeşitli kesimlerinde, öksürük bile bazen bir sınav gibi olabilir.
Toplumsal Cinsiyetin Etkisi: Kadınlar ve Toplumsal Beklentiler
Kadınların sağlık sorunları toplumda çoğu zaman küçümsenir. Öksürük, grip gibi basit sağlık sorunları, pek çok kadının yaşamını zorlaştıran toplumsal baskılara, iş yerindeki eşitsiz muameleye, hatta aile içindeki görev dağılımına yansıyabilir. Örneğin, bir kadının öksürüğü, toplum tarafından hemen “çalışamayacak durumda” olarak değerlendirilirken, aynı durumdaki bir erkek daha “geçiştirilebilir” olarak algılanabiliyor. Çünkü toplumsal olarak, kadınların daha “hassas” olduklarına inanılır, bu da sağlık sorunlarını daha fazla hissetmelerine neden olabilir.
Geçenlerde, ofiste hasta olan bir arkadaşım sürekli öksürüyordu. Bu durumu bir erkek olsaydı, “bu kadar abartmaya gerek yok” diyerek geçiştirilebilirdi, ama o, bir kadındı ve durumu daha fazla sorgulandı. “Çok fazla çalıştığını söyleme” dediler, “Kendini fazla yorma.” Neden? Çünkü kadınlar için, “yorgunluk” ve “sağlık sorunları” kelimeleri genellikle daha duygusal bir anlam taşır. Kadınların sağlık sorunları, iş yerlerinde daha çok “kişisel” bir mesele olarak görülürken, erkekler daha çok “performans” ve “iş” ile ilişkilendirilir.
Çeşitlilik ve Erişim: Öksürük İçin Ne Buharı?
İstanbul gibi büyük bir şehirde, öksürük bazen sadece fiziksel bir rahatsızlık değil, aynı zamanda sosyal eşitsizliğin bir simgesine dönüşebilir. Özellikle düşük gelirli mahallelerde yaşayan insanlar, sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi zorluklar yaşayabiliyorlar. Öksürük, gribal enfeksiyon gibi basit bir durum, bu kesim için daha büyük bir soruna dönüşebilir çünkü çoğu zaman doğru sağlık hizmetine ulaşmak, bir lüks haline gelebilir.
Bir gün, Taksim Meydanı’nda bir grup evsiz insanı izlerken, içimden geçenleri hala hatırlıyorum. Öksürükleri vardı, ama onlara sunulacak hiçbir çözüm yoktu. Sağlık hizmetlerine erişimlerini engelleyen bir dizi faktör vardı: maddi imkansızlık, düşük sağlık sigortası, toplumsal dışlanmışlık… “Buhar tedavisi” önerisi bile, bazen gülümsedikleri bir şeye dönüşebilir, çünkü onların en büyük sorunu, basit bir tedaviye ulaşabilmekti.
Sosyal Adalet ve Öksürük
Sosyal adalet meselesi, herkesin eşit haklara ve hizmetlere erişim hakkı olduğu ilkesine dayanır. Öksürük ve sağlık hizmetleri konusunda da durum farklı değil. Sağlık hizmetlerine erişim, çoğu zaman toplumsal sınıf, ırk, cinsiyet ve ekonomik duruma göre farklılık gösterir. Bir kişi, şehrin merkezindeki lüks hastanelerde kolayca tedavi edilebilirken, bir diğeri, şehirin varoşlarında, yetersiz sağlık hizmetleriyle baş başa kalabilir.
Bir gün, metroda bir kadının öksürdüğünü gördüm. O an birine seslenmek istedim, ona biraz rahatlama önerisinde bulunmak, belki de en basitinden ona bir el dezenfektanı uzatmak… Ama sonra fark ettim ki, o kadının öksürüğü de bana bir mesajdı: “Bunun sadece fiziksel değil, toplumsal bir yönü var.” Öksürük, sağlığın bir parçası olduğu kadar, toplumsal bir eşitsizlik göstergesiydi.
Sonuç: Öksürük ve Sosyal Eşitsizlik
Sonuç olarak, “öksürük için ne buharı?” sorusu aslında çok daha derin bir soruya yol açıyor: Toplumun çeşitli kesimlerinin sağlık hizmetlerine erişimi eşit mi? Kadınlar ve erkekler, sağlık sorunları konusunda aynı muameleye mi tabi tutuluyor? Maddi durumu iyi olmayanlar, sağlık hizmetlerine ulaşmak için ne kadar çaba harcıyor?
İstanbul sokaklarında her gün gördüğüm, farklı hayatlar, bana şunu hatırlatıyor: Sağlık bir lüks değil, her insanın hakkı olmalı. “Öksürük için ne buharı?” diye sordukça, aslında toplumsal eşitsizliklerin ve sosyal adaletin ne kadar iç içe geçtiğini daha çok fark ediyorum. Sağlık, sadece fiziksel bir mesele değil; aynı zamanda bir sosyal sorundur.